Hacı Şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hacı Şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2013 Cumartesi

RÜYA GİBİ BİR AKŞAM / Nazmi Cihan Beken *

Sami Baydar'a...

İradeyi bildirmek için insanın yanına
Haberci olarak gönderilmiş
Küçük cin

Uykum sırasında, zihnimden geçen hayallerim
Bir temele dayanmayan, gerçekleşmesi imkansız düşüncelerim
Gerçekleşmesi beklenen, istenen şeylerim, umudum
Rüya gibi, son derece güzel, olağandışı güzel
Rüya gibi bir akşam, rüya gibi geçiyor, rüyalarıma giriyor
Bir şeyden çok etkileniyorum, çok korkuyorum
Rüyamda göremiyorum, gerçekleşmesi ihtimalini bile
Aklıma getiremiyorum, rüyamda görsem hayra yormuyorum
Aklımdan hayalimden geçiremiyorum, gözüm açık rüya görüyorum
Gerçekleri görebilecek durumda olduğum halde
Kendimi hayale kaptırıyorum

Sen rüya karıştırandın, rüya gibi
Gerçekleşmeyen, yalancı bir rüyaydın
Ben gerçekleşen rüyayım
Bana bakılarak geleceğe ait haberler veriliyor
Senin açık muhtevan, benim gizli muhtevam

Doğuda çeşitli gelecekler, belirtiler var
Üç çeşit rüyam var
Khrematismos -insanlara, tanrılar veya ruhlar-
Theoremotikos -kendi şekilleri içinde, olaylar-
Nihayet geleceğin imalı bir şekilde belirdiği
Haberci rüyalar

İyileştirici sevgilinin evinde
Mutluluk verecek rüyalar
Göreceğimize inanırdık

Ziyaretçiler! Geceyi civar kapı sundurmalarında geçirin
Sevgililerinizin emirlerini yerine getirin
Hazırlıklı olun, temizlenin, sonra yorumları gelsin
Rahiplerin

Bir bildiri getirdiğime inanılırdı
Daha eski dönemlerde beni yorumlamayı
Meslek edinmiş kahinler vardı
Bir çeşit kışkırtma yöntemiyle senin
Beni görmen sağlanırdı

Hastalar! Geceleyin sütunların altından geçin
Meselelerinize çözüm, hastalıklarınıza çare bekleyin
Bugün bulunan bir toprak
O zaman kullanılan yorumları anlatsın

En pasif yönünüm ben senin
Ey muhayyile! İçimde her çeşit imge
O organın etkisiyle
Birleştirme kanunlarına bağlıyım

Beni gördüğün an gerçek neşeler salgıladığımı sandın
Ancak uyandıktan sonra yanılsamanın farkına vardın
Senin yargı yeteneğin ve uyanıklık hatıraların
Benimle devam edecek
Düşüncemin içime müdahalesi
Genellikle müphem ve geçici

Soyut düşünce merkezleri
Gerçekten faaliyetinizi
Durduruyor musunuz gerçekten
İmgeler, sorular
Zihnin kontrolünden çıkınız
Eğilimlerime, heyecanlarıma, tutkularıma bağlı olarak
Esnek, kaypak, "fantezi" olaylar

Ben seni içgüdülerine
İlkel duygulara götüreceğim
Ve sokacağım seni
Somut bir dünyanın içine

Sanrı uyandırıcı maddeler vereceğim sana
Bir esenlik duygusu edineceksin
Şekiller, renkler değişecek
Bazı gürültülerin genliği azalıp çoğalacak
Sana hitap edecek birtakım söz sanrıları
Dokunma! Şahsiyetler yok olacak
Zaman ve mekan şuuru kaybolacak

Hatıraların tekrar yaşanmasına terk ettin kendini
Bu sayede sen, hayatındaki en eski, en kötü devreleri bile
Tekrar yaşadın ve uyandıktan sonra da
Söylediklerini ve yaptıklarını
Mükemmelen hatırladın

Göze görünen hayallerin takibi için
Gözün yaptığı hızlı hareketler
Uykumuzun aykırı devrelerinde
-Bunlar hafif uykular-
Meydana geliyordu

Meydana gelir misin
Rüya gibi bir akşam


* Hacı Şair Dergisi, Plaka 51, Kasım 2012 Yayınları, "Sami Baydar Anısına" bölümünden. 

29 Eylül 2013 Pazar

SAMİ BAYDAR VEYA MAX ERNST KOLAJLARINA BAKIP ŞİİRLER YAZMAK / Zeynep Arkan *

Sami Baydar şiirleri damıtılmış, naif ve benzersiz. Tıpkı bir tablodaki orijinalliği, dünyayı nasıl görüyorsa öyle temsil edebilme yeteneğini kendine has bir biçimde aktarır. Duyguları bir çocuk kadar net, düşünceden doğan bir görme biçimiyle birleşir. Dünyaya bir tabloya bakar gibi bakar, yorumları sonsuza kadar sürecek gibidir. Hep aynı konuları yazar, hep aynı sadelikte ve bıktırıcı olmadan okunmayı başarır. Onun temel konusu sarsılmaz biçimde yinelense de tekrara düşmez. Çünkü Dünya her an yeniden yaratılmaktadır.

Sami Baydar en çok ve en güzel “Dünya” diyen bir şair. Dünya ile bir işi kalmamış olduğundan değil, Dünya’ya ait hiçbir şeyle fazla ilgilenmiyor gibi görünmesine rağmen, şiirinde yalnızca dünyayla ilgilenmektedir. Dünya güzellikleri, renkler, güneş, kelebekler, bitkiler adeta bir çocuk dikkati gösterilerek yorumlanır. “görgülü kızların/katladığı/kar taneleri”(1) mısraı Kar’ı anlatan en güzel mısralardan biridir.

Dünya’yı zihnen değiştirebilme, nevi şahsına münhasır biçimde yorumlama, insanlara karşı acziyeti beraberinde getirebilir. Değiştiremediğinden uzak kalma duygusu ağır basar. Yine de mizantrop bir adamın şiirlerinde insanlara dair “kötü”nün iması, “iyi”nin güzelliği, sürekliliği vardır.

Sami Baydar’ın şiirindeki ses, kimsenin sesini bastırmayacak kadar kırılgan ve özgündür. Bu sebeple okurken herkes onu duyabilmek için sesini alçaltmak zorunda kalacak ve bunu isteyerek yapacaktır. Yeni bir şeyler söylediğinin farkında olmadan konuşan bir ses. Pür bir yalnızlığı yaşarken “yapayalnızlık nedir?”(2) diye sorar şiirinde. Bu mısra bana çok ilginç görünür. Yapayalnız bir insanın “yalnızlık nedir?” diye sorduğu bir mısra kalabalıklar içinde bunalmış, yılgın ve yalnız bile görünemeyen insanlardan cevabını almak üzere “dünya”da dolaşıma girer.

Yapayalnızlık nedir? En yalnız insan bunun cevabını verebilir.

Şiirlerini yapayalnızken okuduğumda çok sevdiğim Sami Baydar'ın ölümü üzerine konuşurken “neden ölmüş?” diye soran birine adım kadar emin olduğum bir cevabı verdim:
  • Dünya yüzünden.


  1. Andersen Karşılayıcıları - Varla Yok Arasında, S.31, Everest Yay. 2003
  2. Kar- Nicholas’ın Portresi, S.51, YKY, 2005


    * Hacı Şair Dergisi, Plaka 51, Kasım 2012 Yayınları, "Sami Baydar Anısına" bölümünden. 

Tavus Kuşunun Yol Arkadaşlığı ve Tanrının Buyruğu. / Saba Kırer *

Emirlerini Yerine Getiremiyoruz.

Kanında kiraz suyu olan bileğimi 
Kesilmesi çok zor bileğimi
Bir bıçakla kesmek istediğimde
Kral King’in sesini duydum
Kral King’den. Sami Baydar.  


   Parmaklarını saç diplerinde gezdirip diken diken havalandıran ergen oğlanlar gibiydi, hali. Oysa yandan ayırdığı saçlarını gayet düzgün tarardı hep. Sanki rüzgârın şiddetiyle kafasındaki bütün teller birbirine karışmıştı, o an. Polonya filmlerinin ağır sahnelerinde yer alan bir oyuncunun yüzünün aynıydı gördüğüm yüz. Yine o, motifleri birbirine geçmeli kazak üzerindeydi. Arkasındaysa, bir tavus kuşu bakışlarını doğrudan üzerimize dikmişti. Kanatlarını açan kuş, ipek ibrişim bir kabartmayla, köşe kırlentine oturtulmuştu. O, Omzunu kuşun sırtına dayamıştı. İncecik parmaklarının arasındaysa yanından hiç eksik etmediği sigara. Yine de her zaman içtiği Harman’ı acemice tutuşu! O, donuk duruşuyla, bakışlarındaki uzaklıkla filmin karesine ilk görüntülendiği anla girmiş bir aktörün, solgun suretini taşımaktaydı. Rolü icabı değil de, fark edilmediği için ya da o kare unutulup kaldığı için kayıtlara geçmiş, oradaki tüm solgunluğuyla da perdelere yansımış birinin görünümündeydi. Bana ilk defa göründüğünde.

     
Onun Sözlüsü ve ‘Kızıl Afiş Marşı’nı seslendirme
 
     O, annesinin zarif elleriyle pat pat vurup -her zaman sarı ve turuncu karışımı boyadığı güneş o gün de yine kuvvetli,  parlakmış- güneşin altında pamuklarını kabarttığı yastıklara bakmış. Sakız gibi bembeyazmış. Başkalarında asla bulamayacağı bir temizlik kokusu. Annesinin elleriymiş, mis kokuluymuş. Üst üste koyduğu, iki puf yastığı başının altına almış, sakin sulara dalmış. Öğlen uykusu bu, hafif olurmuş, tatlı olurmuş. Hem annesi yanı başında. Hem de uyanıncaya kadar, kazağı ören kız da gelmiş olacak. Ona, Onun için herkesten sakladığı, akide şekerlerinden bile şeker, pembe buselerden getirecek. Kızın annesi tembih etmişmiş. Kız da annesine verdiği söze bağlı kalmış. Kimselere göstermemiş kutusunu. Ebediyen göstermezmiş. Ama kız ona söz vermiş: “Sen merak etme!” demiş. “Aramızda bir sır!” demiş. “Nasıl olsa Tanrılar yüzlerini geri çevirir, benim mahremime bakmaz. Evin her yanını kapatırsak cinler de içeriye giremez!” demiş. “Yalnızca sana, senin için açacağım bacaklarımı” demiş, düşüncesini sözlüsüne belirtmiş. Pudra kokan kutusunu açıp gösterecekmiş. Sözünü tutarmış, biliyormuş!
     O, düşlere dalmış: “Küçük kutu! Küçük kutu! Sözlümün bana vereceği en güzel armağan. Her armağan paketinden de, selüloz ambalajından da, rafya fiyonktan da çok daha alımlı. Üzerini tamamen pudralayışı! Daha da belirginleşen dışbükey. Kasıklarının ağırlığı, baldırları, baldır ağının basıklığı. Hem her şeyiyle bir dünya. Tanrının, elleriyle bahşettiği dünyadan bir parça. Hem de en uzak nesneyi bile yakınlaştıran, dokunuyorum, büsbütün hâkimim, sahibi benim duygusunu yaşatan, henüz içimizde bu olup bitenlerle baş edememişken, bu duygunun yer değiştirdiği, bizi bir başka duyguya saldığı, içine, derinliklerine çeken, içine, diplerine gömen, bizi kendi içine hapseden bir mercek. Oylumunda, incecik bir pudra tabakasının oluştuğu derin kutu!” demiş, iç geçirmiş.
     Farkındaymış! Onun sözlüsü, diğerlerinin sözlüsü gibi değilmiş. Fakültede, kampüsün içerisinde, komünistlerin forum düzenlendiği taş sahında sözlüsünün en yakın arkadaşıyla el ele tutuşup Leo Ferre’in Kızıl Afiş Marşı’nı göğe yükselen bir ses tonuyla seslendirmezmiş. Mimarlığın arkasında uzanan, birbirinden eşsiz ağaçların olduğu koruya girip, bir başkasıyla kurumuş yaprakları topuğuna basa basa çiğnemez, çıtırtı yürüyüşü yapmazmış. Heykellerin sergilendiği taraçaya çıkıp onunla bununla sigara tüttürmezmiş. Heykel bölümünden yok öğrencisiymiş, yok doktorasıymış yaş günü için verdiği partiye, Öğrenci evine davet etmezmiş. Antikacıdan edindiği tek kanepeyi, sözlüsünün en yakın arkadaşıyla her gece paylaşmazmış. Hakiki bir sevgili. Ebediymiş.


* Hacı Şair Dergisi, 23 Koltuk, Mart 2013 Yayınları. 

28 Eylül 2013 Cumartesi

Sami Baydar’ın saati / Hüseyin Diktaş *

İmkânlarını geniş bir biçimde kullandığı nesnelerin, hayvanların, zamanın, meleklerin, aşkın, gizliliğin dilini var olan dünyanın biçimlerini yadsıyarak başka bir dünya arzusunu düşleyerek yazmıştır Sami Baydar bu oluşturduğu dünya içinde birçok öyküyle etkileşim halindedir ancak bunu bir uzlaşamama bilinciyle yeni bir dünya tahayyülü çerçevesinde kurmayı seçmiştir.  Bunun büyük sıkıntısını ve gerilimini taşımıştır şiiri. İletişimsiz bir temas hali. Zamanın içinden bir zamansızlık kurmak, yoklukla, görünmeyenle ilgilenmek. Bu noktada Paul Klee’nin Modern Sanat Üzerine adlı kitabındaki “Şu andaki biçimi bakımından dünya, Mümkün olan tek dünya değildir.” Sözüyle kurulabilecek bir paralellik onun dilinin devamlılığını ve niteliğini sağlamıştır diyebilirim. Şiirlerinde bolca kullandığı resimsel imgeler kendisini bir eşzamanlılık içinde bir bütün halinde duyurur var olma zorunluluğu ve terk etme özlemi biçiminde. Bu durumun ters açısı ise Sami Baydar’ın kurduğu saat ile dünyaya hâkim olan zaman duygusu arasında bir senkronizasyonluğun mevcudiyeti. Onun dünyaya bakışı, uyuma ile bedensiz saf bir görmeyle başlamış ve bu rüya algısını sürdürmeyi seçmiş gibidir, ayrılmayı ya da başka bir kavuşmayı arzulayan göz kalan gövdede süresiz yankı kazanır Baydar’da. Sami Baydar’ın kurduğu yapının güçlüğü ulaşılmazlığı görmek ile tasavvur arasındaki bu marazi etkileşime borçlu bir dildir bir bakıma. Dilini biçimlendiren algı, dünyanın amansız görüntüleriyle sürekli bir itişme halinde olmasaydı Sami Baydar şiirinin benzersizliği gerçekleşmezdi.

Sami Baydar’ın bu hayattan ayrılışı da bir gizlilik içinde gerçekleşti, yokluğuyla renklerde, seslerde artık bir şeyler eksik kalsa da bıraktığı saat çalışmaya devam edecektir.


Hacı Şair Dergisi, Plaka 51, Kasım 2012 Yayınları, "Sami Baydar Anısına" bölümünden. 

Q KLAVYE SİSTEMDE / Hayriye Ünal *

                                                                 “Güzel ayakların sessizliğin derinliğinde
                                                                   ve ben bir gölüm hatırladın mı?” Sami Baydar

öldüm ben ölürken bir klavye doğurdum
artık bir klavyeyim lareks masada
silinirken biyolojim sıyrılırken derim geçersiz kullanıcı olarak siluetim
ben en eski aptalım –dile benden
-ne iş olsa yaparım

aynı ağdaydık aynı eksik aynı kürekteydik aynı kırık
aynı ölümle aynı açlık aynı kopmuş düğmeler
sandım da ağzıma aldım adını
suya su diycektin çamura çamur adil kimselerden biri olarak
bana gelince –adımdan çöl çıkarıp senpetrus
“-ben tanımıyorum o kadını”

kasım yaprakları kaplarken beton zemini
yedi kez inkar edicektin denizi
bir gtalk fermanı keskinliğinde
aynı dakik kırgınlıkla, dilekleri olan kimseler olarak
haklısın hatırladım -güzel bacaklı bir
göldüm ben -kururken bir bataklık doğurdum

üç tanıkla başlamıştı hikâye
bir einhell bg-mt 3360 1d benzinli çapalama makinası
bir proxxon 27020 mdg ağaç tornası
bir takım weller whk 30 eu 15 parçalı ahşap yakma ve hobi seti
selim sayılmaz yok temyiz kudreti
beni özgürlükle güllerle kaplı dünyana aldın artçın yaptın
meçhulleri bana bir bir açtın

perdeler döşemeler mutfak tezgahı her şeyi şiirden yapılmış
dış cephesi şiirden bir evde
ısı kaybı en çok hangi noktalarda oluşmaktadır
doğru cevap tuş takımı olmalı
bir yanlış cevap: memeler sırta yaslanmamalı
örnek cevap: bacakta 57 nolu çorap  

güzelliğin benimle gölgelenicek, sen dalga geçmelisin
sigarayı baş parmakla tutmamalısın
frenlere asılırken “sıkı tutun” demelisin
hava trafiğini felç eden bu tipi, bu kıyısız denizde birkaç kaya
bu sessiz çoğunluk bu ithafsız şiirler bu karanlığa okunan bir dilin kaçkını
bu sinirimle bu çatalla bir türlü alınamayan meyveli dondurma
bu paranoya: trabzonspor’un sönük zaferinden bile huylanmalı

cam kırıklarını topluyorum ottan bir süpürge cama dolanmış saçlar
birkaç yumurta çırpılmış izmir usulü birden ağlıyacağım az tereyağ
tavada, sen gözyaşından nefret edersin kürekle lirizm var karşı kıyıda
birkaç zeytin, krem peynir, ekmeğini sevicez o akşam aziz amcanın
uzlette bulunamayanın kardeş çıkması, bir striptiz partisi
başladığından işte, diyebilirdim, çağrılıyordun, ölüme yandaştın
havada döndürülen bir sutyen
askıda bir kot, masada levi’s palaska

bir şiire başladım adında dünya olan
-dünyayı da çeviriyorum bak tek parmağımla
ahmet aslan’dan aynı şarkıyı “şarkıyı tekrarla”
atlantik’ten basıyorum dünyaya pasifik serçe parmağımda
insanlığımdan parçalar havada –heyt be
-her mısra bir müşteriye armağanımdır
-bu kolum senin filan bey bu saçlar size gelsin hey falanca

bir kez olan ne varsa hepsini özlüyordum
kokuyu tutmuyordum telaşa kapılıp
bakışı tutmuyordum suyun altına girmiyordum
sıcağına alışmıyordum adını söylemiyordum
beni mümküne yaklaştırıp sonra uzağa atıyordun
kesilmemiş kırılmış çatırdayarak kıymıklanarak
yokluğa atıyor yolda tutuyordun anneden eksik
babayla yaralı
uyudun gecelerce sağ elini sağ yanağının altına koyarak

çim biçme makinesi ağlayabilir bu hıçkırık hızardan
sana her bakıştan hasarla çıkarak
kulakta lehçe bir trauma şarkısı, yanlış adımlarla koşarak
ağrıkesicilerin tanrısına -bir mürşit arayan varsa
kulak memelerimden başlayarak anımsa –son kez dokun Q
klavyeler için gerekmez bir kulak


* Hacı Şair Dergisi, Plaka 51, Kasım 2012 Yayınları, "Sami Baydar Anısına" bölümünden.