Sevgili Nilüfer'e
Giriş
Sami Baydar'ın son şiir kitabı Çiçek Dünyalar'ın* gerektirdiği kapsamlı felsefi/yazınsal değerlendirmelerin yalnızca bir ön taslağı olabilecek bu yazıda, daha çok betimsel bir yöntemle, kitabın bazı temalarına, bazı biçimsel/kurgusal özelliklerine değinmek istiyorum. Betimsel sözünü vurgulamalıyım: Amacım, Çiçek Dünyalar'ın, her okurun farklı biçimlerde kuracağı olası anlamlarından birine işaret etmek değil; çünkü böyle bir anlamlandırma yazısının çok ayrıntılı bir metodoloji tartışmasıyla mümkün olduğu kanısındayım. O yazıyı, gereğince yazabileceklere bırakıyorum, yazıldığında ben de zevkle okuyacağım.
Başlangıç ve Son
Çiçek Dünyalar'ın ilk şiiri "Bir Deniz Kuşu" ile son şiiri "Toz Şiiri", Hıristiyanlıktaki alfa-omega kavramını anımsatıyor: Başlangıç sonu, son da başlangıcı içerir, bu çevrimsel zaman kavrayışı bir adda içerilmiştir ve sonuçta aşkın bir varlığa, İsa'ya gönderir (Hıristiyanlar için, elbette); ama bu çevrimsel zaman, yeryüzünde bir tarih süreci içinde gerçekleşmek zorundadır, dolayısıyla Kutsal Kitap öncelikle başlangıç ile son çizgisini birleştiren noktalardan söz etmek, onların nasıl varlık kazandığını anlatmak zorundadır. Benzeri biçimde, çiçek dünyalar "Bir Deniz Kuşu" ile, aşkın bir benin yaratılması için, o benin gerek duyduğu fiziksel mekânı, dış dünyayı kurar önce; ancak dünya zaten yaratılmış olduğu için, o alandan belirli bir Ânı seçmekle yetinir. O an, bir doğa görüntüsüdür ve Sami Baydar'ın şiirinin önemli bir özelliği olan görsellikle, neredeyse bir resim kurgusuyla anlatılmıştır: Deniz yüzeyindeki dalganın hareketine göre hareket eden bir deniz kuşunun yazıya geçirilmesi. Betimsel bir doğa görüntüsüyle başlayan Çiçek Dünyalar daha soyut nitelikli "Toz Şiiri" ile biter; ancak ilk şiirdeki doğa görüntüsü de aslında soyut/geometrik bir tasarımın ürünüdür ve özellikle görüntüye katılan tinsel bir ayrıntıyla, dalgaların yarattığı hareketin ancak sözel müdaheleyle doldurulabilecek bir boşluk yarattığı, bir anlamda şiire bir alan açtığı söylenebilir: